Zonguldak

Zonguldak...

ZONGULDAK   GENEL BİLGİLER   Yüzölçümü: 8.629 Km²   Nüfus: 1.073.560 (1990)   İl Trafik No: 67   Zengin tarihi bir geçmişi olan ...

Dreamscapes

Dreamscapes...

Müzigin başlaması için lütfen kısa bir süre bekleyin.

  • natron-tanzanya-Nick-Brandt (7)

     

    Kuzey Tanzanya’da bulunan Natron gölü, Doğu Afrika’nın Büyük Rift Vadisinin güneyine kırık bir bilezik gibi dizilmiş bir kaç soda gölünden bir tanesidir. Göl, Ewaso Ng’iro nehri ve ayrıca sıcak kaynak sularınca beslenmektedir. 3 metreden daha az derinliği ile sığ olmasına karşın, değişen buharlaşma oranları nedeniyle oldukça değişken genişliğe sahiptir. Göl “natron” ismini kelimenin anlamından da anlaşılacağı gibi “Tabii sodyum karbonat, soda veya sodyum hidroksid” içeriğinden almaktadır. Na2CO3·10H2O (sodyum karbonat) ve ayrıca yüzde 17 oranında da NaHCO3 (sodyum bikarbonat) içeren göl ayrıca farklı miktarlarda da sodyum klorid ve sodyum sülfat da içermektedir. Bütün bu özelliklerinin yanı sıra bir de 60°C’ye varan su sıcaklığı ve 9-10.5 arasında değişken Ph’i da eklendiği düşünülürse, pek de canlıların geneli için uygun bir habitat olmadığı anlaşılabilir. Ancak her habitat gibi, bu habitatda da can bulun kimi canlılar bulunmakta, bunların en bilinenleri bir soda cichlidi olan Alcolapia alcalica‘dır. Bunun haricinde flamingolara ve bir takım endemik alglere de ev sahipliği yapar bu göl.

    Natron gölü’nün tüm özelliklerinin aksine, dikkat çeken bir başka yapısı ise kimi canlıları şaşırtan doğa üstü yüzey güzelliği. Mükemmel yansıtıcı özelliği nedeniyle zaman zaman canlıların şaşırmasını ve onları ölümcül bir sona yönlendiren göl yüzeyi, fotoğrafçılar için harika görüntüler oluşturuyor. Birçok fotoğrafçı tarafından defalarca yakalanan bu karelere son dönemlerde Nick Brandt tarafından bambaşka bir bakış daha eklendi. Gölün sunduğu bu yansımaların büyük tuzaklara dönüşmesi ve ölümcül sonlarla sonuçlanması da bu şekilde fark edilmiş olmalı. Nasıl öldüğü tam olarak bilinmeyen bir çok canlı, muhtemelen gölü fark edemeyerek yaşamları son bulan bir çok canlı, Natron gölü’nün kıyısına vurmuş. Ve gölün sodalı özelliğinden ötürü, kuruyan, sertleşen ve kireçleşen canlılar birer doğal heykele dönüşmüşler, tek farkları gerçek birer bedene sahip olmaları. Bu ürkütücü güzellikleri, gerçek yaşam alanlarına taşıyıp fotoğraflayan Nick Brandt, birçoklarının uykusunu kaçırabilecek şahane kareler yakalamış.

p_ayrac
  • 4 kez görüntülendi.
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • DeskWalls [D0G] (372)
p_ayrac
  • 2 kez görüntülendi.
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • Tarihte ilk biyolojik silahı Moğolların kullandığı bilinmektedir. Vebadan ölmüş insanların cesetlerini mancınıklarla, kuşattıkları şehrin içine fırlatmışlardı. Amaçları, şehir halkı arasında bulaşıcı hastalık başlatmaktı… Gökten ceset yağmasının, insanlar üzerinde bıraktıgı dehşet ve korku da onlar için ayrı bir kazançtı.
    İkinci biyolojik saldırıyı da Kazıklı voyvoda namıyla bilinen III.Vlad, Fatih Sultan Mehmet’in kendisine karşı düzenlediği Eflak ve Boğdan seferinde kullanmıştı, geriye çekilirken tecritte bulunan vebalı ve cüzzamlı hastaları Osmanlı ordusunun üstüne salarak.
    Ordusuna karşı yürüyen, vücudu deforme olmuş ve yaralarla kaplı insan toğluluğu, birçok sava görmüş olan II. Mehmet’i dehşete düşürmüştü… Zira tarihçi Yusuf Mazhari ” Bu vaka öncesinde Eflak’ın başkenti Targovişte’ye doğru giderken, yaklaşık 5 kilometre uzunlugunda ve 3 kilometre genişliğindeki bir alanda kazıklara geçirilmiş 20 bin metvadan oluşan bir ceset ormanından geçmek, ordunun en önünde giden psikopatların oluşturduğu “başıbozuk” takımını bile aklını kaçırtacak hale getirmişti” diye “Mahzen-i Evrak” kayıtlarına bu durumun vahmetini böyle yazmıştı.
    Bir de bunun üzerine, özellikle cüzzamlılar II. Mehmet’in psikolojisini daha da derinden etkilemişti. Hekimbaşı Yakup Pala’nın ” sultana teskin edici şuruplar” hazırladıgı sefer kayıtlarında bulunmaktadır.
    Bu hali biraz daha iyi anlamak için azıcık daha geçmişe dönmek lazım gelir. Zira cüzzam korkusu II.Mehmet’e, babası II.Murat’tan miras kalmıştı. Babası, bu hastalığa karşı hem tedirginliği bertaraf etmek hem de halk sağlığını korumak için Osmanlı tarihinde ilk cüzzamhane olan ve o dönemde miskinhane veya miskinler tekkesi olarak adlandırılan tecrit binasını Edirne’de yaptırmıştı.
    II.Mehmet’e, seferden döndükten sonra duyabileceği en kötü haberi saray hekimbaşısı olan Yakup Paşa verdi. Paşa, haremde yeni devşirilen ve neşeli hallerinden dolayı Dilhuş ismi verilen İtalyan cariyede cüzzam alametleri görüldüğünü, büyük bir tedirginlikle sultana iletti.
    Tarihçi Balıçızade Nikos Efendi, sonrasını şöyle aktarır “Sultan bunun üzerine cariyeleri, onlarla aynı ortamda bulunan içoğlanları ve cariyelerin saraya girmeden önce sağlık muayenelerini yapan Hekim Celil efendiyi, Nişantaşı’nda bulunan av köşküne kapattı. Burası, sultanın özel avlağı oldugu için yerleşime kapalı bir yerdi. Daha sonra, köşkün çevresine hızla yüksek duvarlar ördürttü. Halk arasında Allah’ın gazabı olarak adlandırılan bu hastalıgın sarayda nüksetmesi, saray otoritesini sarsacağından, bütün bu operasyonlar büyük bir gizlilik içinde yapıldı. Ve hiç kimse, av köşküne kapatılan 120 kişinin akıbetinden haberdar olmadı.”
    Dönemin tarihiçisi Aşıkpaşazade (Derviş Ahmet Aşıki) Tevarih-i Al-i Osman kitabında, ölüme terk edilen bu kişilerin acı dolu feryatlarının özellikle geceleri Maçka bayırından aşağıya Beşiktaş’a kadar, havanın sakin oldugu vakitlerde de Üsküdar kıyısına ulaştıgından bahseder. Bu anlam verilemeyen figanların da halk arasında, Padişah’ın avlak yerinin uğursuzluğuna dair güçlü bir inanç oluşturduğundan dem vurur.
    Söylentinin yayılması üzerine Sultan, feryatları susturmak için; sağır,dilsiz,okuma yazma bilmeyen okçulardan kurdurttuğu 20 kişilik birliği av köşküne doğru gönderir. Duvarların üzerine çıkan okçular, bahçede bulunanları vurduktan sonra av köşkünü de içindekilerle birlikte ateşe verdiler.
    Açılan iki büyük çukura mevtalar defnedildi, köşkün enkazı temizlendi, duvarlar yıkıldı. şehre de , köşkün kaza sonucu yandıgı haberi yayıldı. Ama halk arasında ugursuzluk hissi hiç eksilmedi, tam tersi giderek arttı. Bu inanışı kırmak için daha sonra iktidara gelen sultanlar, o alanı nişan talimi yaptıkları yer olarak kullanmaya başladılar. Kalabalık topluluklar halinde talim seferleri düzenlediler ve o bölgenin ismi de Nişantaşı olarak dile yerleşti.

    Alıntıdır.

p_ayrac
  • 0 kez görüntülendi.
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • Diyanet Meali

    Bunlardan istediğini bırakır, istediğini yanına alabilirsin. Sırasını geri bırakmış olduklarından da arzu ettiğini yanına almanda sana bir sorumluluk yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olmasını, üzülmemelerini, hepsine verdiğin şeylere razı olmalarını daha iyi sağlar. Allah kalblerinizde olanı bilir; Allah bilendir, Halim olandır.

p_ayrac
  • 6 kez görüntülendi.
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • Diyanet Vakfı Meali

    Ey iman edenler! Siz, bir yemeğe çağırılmadıkça, zamanını gözetmeksizin, Peygamber’in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber’i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber’in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah’ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah)tır.

p_ayrac
  • 2 kez görüntülendi.
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • O Captain My Captain: Walt Whitman’in Ölü Ozanlar Derneği filminde kullanılan şiirinin adı. ”Oy reis! Koca reis!” olarak çevirdiğimiz bu satırsa büyük usta Can Yücel’in çevirisidir.

     

    Oy reis, koca reis, alnımızın akıyla döndük seferden.
    Savuşturup onca belâ, onca fırtınayı, sonunda murada erdin.
    İşte liman, bak, çanlar çalıyor, bayram ediyor ahali,
    Gördüler pupa yelken geliyor, gözüpek, gözü yeşil yelkenli.
    Neyleyim, neyleyim ki ama...
    	Bu kan damlalarını nideyim?
    		Gayri uzanmış güverteye reis,
    			Soğumuş ellerini mi öpeyim?
    
    Oy reis, koca reis, kalk da şu çanları dinle bari!
    Baksana, senin bayrağın çekilen, senin şarkın söyledikleri!
    Senin için bu çiçekler, senin için toplaştılar sahillerde,
    Seni çağırıyorlar, bak, senin adın geziyor dillerde!
    Gel, reis ağacığım benim,
    	Kolumun üstüne yatırayım seni.
    		Çoktan öldüğünü unuttum ama,
    			Bu kan damlalarını nideyim?
    
    
    Reis cevap vermiyor sözüme, dudakları söylemez olmuş,
    Ağam kolumu duymuyor bile, ne yüreği ne kalbi kalmış.
    Sağ salim demir attı gemi, bitti artık sona erdi sefer,
    Savuşturup onca belâyı, kazanılan bir güzelim zafer.
    Bayram etsin sahil, çalsın davullar!
     	Yalnız bırakın beni gideyim!...
    		Reisin yattığı güvertenin üstünde
    			Böyle dolaşmayıp da nideyim?
    
    
    1865
    
    Walt Whitman
    Çeviren : Can Yücel
p_ayrac
  • 4 kez görüntülendi.
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • Trevor Linden: 1970 doğumlu; şimdilerde emekli olmuş Kanadalı bir hokey oyuncusu.

p_ayrac
  • 0 kez görüntülendi.
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • Ecole des beaux arts: Dünyanın mimarlık eğitimi veren ilk yüksek öğretim kurumu olması dışında, bu okulun başlattığı akıma verilen isim olarak da anılıyor.

p_ayrac
  • 0 kez görüntülendi.
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • Flatiron Building (Flatiron Binası): Bugün bir gökdelenler cenneti hâline gelmiş olan New York’a yapılan ilk gökdelenlerden bir tanesi olan Flatiron Binası, aynı zamanda hem efsanevî hem de güzel olmayı başarıyor. Bina ilk yapıldığında, bugün artık bir klasik hâlini almış üçgensi yapısının rüzgârlara dayanamayacağı söyleniyordu, ancak geçen 100 yılla birlikte görüldü ki, bu bina hâlen New York’a has o yaratıcı ruhun önemli simgelerinden bir tanesi olarak kalmaya devam ediyor.

p_ayrac
  • 0 kez görüntülendi.
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • Rodeo clown (Rodeo soytarısı): Boğa yarışlarında çalışan bir palyaço. Rodeo soytarılarının asıl görevi, binici düşer ya da bir zarar görürse, boğanın biniciye zarar vermemesi için boğanın dikkatini dağıtmak.

p_ayrac
  • 0 kez görüntülendi.
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
Sayfa 1 Toplam: 391234102030...Son Sayfa »